İçindekiler
Hayatın karmaşası içinde zaman zaman durup nefes aldığımız, içimizdeki döküntüleri toparlayıp Yaratıcı’ya sığındığımız o en mahrem an… İşte dua, insanın acziyetini kabul edip Sonsuz Güç Sahibi’ne kapı araladığı o samimi bağın adıdır. Çoğu zaman dudaklarımızdan dökülen birkaç cümleden ibaret sansak da aslında duanın kendine has bir edebi, ruhu ve ayetlerle, hadislerle çizilmiş sarsılmaz ölçüleri vardır.
Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) sünneti ışığında incelediğimizde, kabul olunan bir duanın ve samimi bir yakarışın belirgin temel özellikleri olduğunu görüyoruz. Prof. Dr. Mustafa Karataş’ın çalışmasından da yola çıkarak, duanın özünü oluşturan 6 temel özelliği sizler için kaleme aldık.
1. Dua, Doğrudan İlâhî Bir Emirdir
Dua etmek sadece darda kaldığımızda başvurduğumuz bir “son çare” veya psikolojik bir rahatlama yöntemi değildir. Rabbin, kuluna açıkça yönelttiği ilâhî bir emirdir.
Nitekim Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerîm’de bizlere şöyle seslenir:
“Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Doğrusu O, sınırları aşanları sevmez.” (A’râf Sûresi, 55)
Aynı zamanda “En güzel isimler Allah’ındır. Öyleyse O’na o güzel isimlerle dua edin” (A’râf, 180) ve “Gönül alçaltarak, korku ve duyarlılık içinde, sesini yükseltmeden sabah-akşam Rabbini an…” (A’râf, 205) buyurularak duanın, Allah’ın kullarından beklediği asli bir vazife olduğu açıkça ortaya koyulur.
2. Dua, İbadetin Kendisidir
Toplumda genel olarak ibadet denilince akla namaz, oruç veya hac gelir; dua ise ibadetin ardından yapılan ek bir dilek bölümü gibi algılanır. Oysa İslâm anlayışında dua, ibadetin tam merkezinde yer alır.
Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde kitleleri aydınlatan şu hakikati beyan etmiştir:
“Dua, ibadetin kendisidir.” (Tirmizî, Tefsîr, 3; İbn Mâce, Dua, 1)
Mü’min Sûresi 60. ayette geçen “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim! Bana kulluk (ibadet) etmeye tenezzül etmeyenler, mutlaka aşağılanmış olarak cehenneme gireceklerdir!” ilahi buyruğu, dua ile ibadetin nasıl ayrılmaz bir bütün olduğunu açıkça gösterir. Dua etmekten kaçınmak, aslında Allah’a kulluk etmekten kibirlenmek anlamı taşır.
3. Dua, Yalnızca ve Arasız Bir Şekilde Allah’a Yapılmalıdır
İslâm dininin kalbi Tevhid inancıdır; yani Allah’ın birliği ve O’na ortak koşulmamasıdır. Duanın en hayati özelliklerinden biri de kul ile Yaratıcı arasına hiçbir vasıta, aracı veya şefaatçi adı altında güç sokulmamasıdır.
İslam’ı diğer inanç biçimlerinden ayıran en belirgin çizgi tam olarak buradadır: Mümin, derdini, dileğini, af isteğini doğrudan doğruya Şah damarından daha yakın olan Rabbine iletir. Allah’tan başkasına dua etmek veya O’na ulaşmak için aracılara sığınmak, Kur’an’ın şiddetle uyardığı bir tutumdur. Kur’ân, peygamberlerin yakarışlarını örnek göstererek bizi doğrudan Allah’a yönelmeye davet eder.
4. Dua, Gizli ve Alçak Sesle Yapılmalıdır
Yüksek sesle bağırarak dua etmek, samimiyetin ve adabın dışına taşmak demektir. Dua, Kalbin Rabbi ile fısıldaşmasıdır. Nitekim Meryem Sûresi 3. ayette Hz. Zekeriya’nın duası övülürken “O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı” denilmektedir.
Sessiz ve alçak sesle yapılan duanın taşıdığı derin hikmetler şunlardır:
- Sağlam Bir İmanın Göstergesidir: Sessizce dua eden bir insan, Rabbinin en gizli iç çekişi dahi duyduğuna yürekten inanmış demektir.
- Edebin Gereğidir: Her şeyi işiten Âlemlerin Rabbi’nin huzurunda yüksek sesle konuşmak edebe aykırıdır; talebi alçak sesle iletmek saygının nişanesidir.
- Huşu ve İhlası Artırır: Bağırıp çağırmak kalbi yorar ve dağıtır. Ses alçaldıkça kalp sakinleşir, niyetteki samimiyet ve mahcubiyet derinleşir. Boynu bükük, sesi titrek bir muhtaç gibi dua etmek ruhun ilacıdır.
5. Dua, Kısa, Özlü ve Derin Olmalıdır
Dua ederken kelimeleri uzatmak, edebiyat yapmaya çalışmak ya da yapmacık cümlelerle zihni yormak tavsiye edilmemiştir. Efendimiz (s.a.v.), duada kısa ve özlü olanı öğütlemiştir.
Kur’an-ı Kerîm ve hadislerde öğretilen dualara baktığımızda, az kelimeyle çok derin anlamların ifade edildiğini görürüz. Bunun en somut örneği Fâtiha Sûresi’dir. Her namazın her rekâtında okuduğumuz bu muazzam sure, hem bir kulluk ahdi hem de yapılabilecek en özlü ve kapsayıcı dua örneğidir:
“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. O, Rahmân’dır, Rahîm’dir. Hesap ve ceza gününün malikidir. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet…” (Fâtiha, 1-6)
6. Duada İstenen Şey Meşru ve Makul Olmalıdır
Dua, doğa kanunlarını hiçe sayan bir sihirli değnek değildir. Yapılan duanın hem dinen meşru (helal) olması hem de akla ve mantığa uygun (makul) bir içerik taşıması gerekir.
Büyük müfessir el-Merâğî’nin de ifade ettiği gibi; Allah’tan rızık isteyen bir insan, gökten altın veya gümüş yağmasını beklemez. Çalışmayı, gayreti ve sebeplere sarılmayı tamamen terk edip oturduğu yerden mucize bekleyen bir kimse hakiki anlamda dua etmiş sayılmaz. Dua, fiilî gayretin (çalışmanın) ardından gelen sözlü bir yakarıştır. Haram bir şeyi istemek veya hayatın sünnetullah dediğimiz ilahi düzenine aykırı taleplerde bulunmak makbul bir dua yaklaşımı değildir.
Özetle
Dua; kulun Yaratanı ile buluştuğu en dupduru andır. Gösterişten uzak, alçak sesle, aracısız, kısa ama samimi ifadelerle yapıldığında ruhumuza şifa olur. Hayatın içinde sebeplere sarılıp üzerimize düşeni yaptıktan sonra, avuçlarımızı açıp içimizi Yüce Rabbimize dökmek duanın ruhunu yakalamaktır.
