İçindekiler
Geçenlerde elimdeki kitabı karıştırırken öylesine okumaya başladığım bir sayfalık minik bir hikâye beni aniden durdurdu. Öyle uzun uzun anlatılan, ağır felsefi terimlerle dolu bir metin de değildi üstelik. Ama okuyup bitirdiğimde, “Biz günlük hayatımızda bunu ne kadar çok unutuyoruz…” diye düşünmeden edemedim.
Zaten hayatın en büyük hakikatleri genelde böyle sade ama sarsıcı hikâyelerde gizli değil midir?
Bahsettiğim hikâye, Antik Çağ’ın büyük düşünürü Sokrates ile bir tanıdığı arasında geçiyor. Hikâyenin merkezinde ise bugün ilişkilerimizde, arkadaş seçimlerimizde ve hatta sosyal medyada fena halde ihtiyaç duyduğumuz bir kavram var: Zihinsel süzgeç.
Gelin, önce bu kısa hikâyeye bir göz atalım; ardından bu hikâyenin bizim hayatımıza, rehberlik anlayışımıza ve dostluklarımıza neler söylediğini birlikte konuşalım.
Sokrates ve Tanıdığının Hikâyesi: Üç Soruluk Test
Bir gün Sokrates, sokakta yürürken bir tanıdığı heyecanla yanına yaklaşır ve der ki:
“Arkadaşın hakkında ne duyduğumu biliyor musun?”
Sokrates adamın lafını keser ve sakin bir sesle cevap verir:
“Bir dakika bekle. Bana bir şey söylemeden önce seninle küçük bir test yapalım. Buna ‘Üçlü Filtre Testi’ deniyor.”
Adam şaşırır. Sokrates devam eder:
“Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, söyleyeceğin şeyi bir filtre etmek iyi bir fikir olabilir.”
Sokrates ilk sorusunu sorar:
- Gerçeklik Filtresi: “Bana birazdan arkadaşım hakkında söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?”
Adam duraksar: “Hayır, aslında bunu sadece bir başkasından duydum…”
Sokrates: “Öyleyse sen bu söyleyeceğin şeyin gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun.”
Sonra ikinci soruya geçer:
2. İyilik Filtresi: “Peki, arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi?”
Adam mahcup bir şekilde cevap verir: “Hayır, aksine tam tersi…”
Sokrates: “Öyleyse onun hakkında kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan bile emin değilsin.”
Ve son aşama gelir:
3. İşe Yararlılık Filtresi: “Yine de testi geçebilirsin. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim bir işime yarayacak mı?”
Adam başını öne eğer: “Hayır, pek değil…”
Sokrates son sözünü söyler ve noktayı koyar:
“Eğer bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar değilse, o zaman bana neden anlatasın ki?”
Bu Hikâyeden Hayatımıza Dair Neler Çıkarmalıyız?
Bu basit hikâye, aslında modern dünyada hepimizin düştüğü en büyük tuzaklardan birini yüzümüze çarpıyor: Kulaktan dolma laflarla yaşamak ve her duyduğumuza hemen inanmak.
Rehberlik ve insan ilişkileri açısından bu hikâyeyi masaya yatırdığımızda karşımıza çok önemli 3 ana ders çıkıyor:
1. Zihnimizi Bir Çöp Tenekesi Yapmamak (Zihinsel Hijyen)
Gün içinde kaç farklı iddiaya, söylentiye veya sosyal medya haberine maruz kalıyoruz? Eğer önümüze gelen her bilgiyi doğrudan zihnimize kabul edersek, bir süre sonra kaygılı, şüpheci ve huzursuz insanlara dönüşürüz. Sokrates’in yaptığı şey bir bakıma “zihinsel temizlik”tir. Doğru olmayan, iyi niyet taşımayan ve bize faydası bulunmayan hiçbir lafı içeri almamak, zihin sağlığımızı korumanın en temel yoludur.
2. Doğru Arkadaş Seçimi ve Çevre Yönetimi
İnsanın kalitesini sadece kendi yaptıkları değil, çevresindekilerin getirdiği laflar da belirler. Bize gelip sürekli başkalarının açığını, doğruluğu belirsiz kötü haberlerini taşıyan insanlara dikkat etmek gerekir. Çünkü bugün başka bir arkadaşının dedikodusunu size doğrulatmadan getiren biri, yarın da sizin hakkınızda duyduğu belirsiz bir şeyi başkasına taşıyacaktır.
Gerçek dostluk; arkadaşının arkasından konuşulanı hemen kabullenmek değil, o lafın arasına bu üç filtreyi koyabilmektir.
3. Eleştirel Düşünme Becerisi (Her Duyduğuna İnanmama)
Özellikle gençlerin ve gelişim çağındaki bireylerin en çok ihtiyaç duyduğu beceri eleştirel düşünmedir. Bir haberi duyar duymaz tepki vermek veya bir insan hakkında hemen yargıya varmak kolay olandır. Zor ve erdemli olan ise; “Bu bilgi kesin doğru mu? Bu laf kime ne fayda sağlıyor?” diye sorabilmektir.
Günlük Hayatta Bunu Nasıl Uygulayabiliriz?
Bir dahaki sefere biri yanınıza gelip “Filanca senin hakkında ne dedi biliyor musun?” ya da “Duydun mu, şu kişi şöyle yapmış” dediğinde;
- Bir an durun ve acele etmeyin.
- Zihninizde hemen o 3 soruyu çalıştırın: Doğru mu? İyi mi? İşe yarar mı?
- Eğer cevaplar olumsuzsa, karşıdaki kişiye nazikçe “Bu bilgi doğru değilse ve ikimize de bir faydası yoksa gel bunu hiç konuşmayalım” deme cesaretini gösterin.
Son Söz
Bir kitabı okurken tesadüfen karşıma çıkan bu kısa metin, bana bir kez daha hatırlattı ki; huzurlu bir yaşamın sırrı ne kadar çok şey bildiğimizde değil, hangi bilgileri içeri almadığımızda gizli.
Siz de bugün çevrenize ve dostluklarınıza bir bakın: Hayatınızdaki insanlar ve kulağınıza gelen laflar Sokrates’in bu filtresinden geçebiliyor mu?